Nedir bu veganlık?

Vegan beslenme, son zamanlarda en sık duyduğumuz cümlelerden bir tanesi… Özellikle sağlıklı beslenme veya kilo vermek amacıyla yapılan bir diyet olarak lanse edilen veganlığın hızla popülaritesi artıyor. Peki vegan beslenme ne demek?

Vegan beslenme şeklini son zamanlarda çok sık duymaya başladık. Özellikle sağlıklı beslenme veya kilo vermek amacıyla yapılan bir diyet olarak lanse edilen veganlığın hızla popülaritesi artıyor. Peki vegan beslenme ne anlama geliyor?

Vegan beslenme, hayvansal besinleri tamamen hayatınızdan çıkarttığınız bir beslenme şeklidir. Et, tavuk, balık, süt ürünleri, yumurta ve hatta bal bile tüketmiyorsunuz. Vegan beslenme, baklagiller, meyve, sebze ve tam tahıl içerdiğinde son derece sağlıklı olabilirken unutmamak lazım ki birçok paketlenmiş gıda da vegan olup bunları tüketmek veganlığı sağlıksız bir beslenme şekline dönüştürmektedir.

“HİÇBİR CANLI ANNE SÜTÜNDEN BAŞKA SÜT İÇMİYOR”

Veganlığın öncüsü olan, Cornell Üniversitesi profesörü Dr. Campbell, 1945’te yaptığı çalışmasını Çin Araştırması (China Study) adlı kitabında yayınlamıştır. Campbell’a göre veganlık, insan fizyolojisi için en sağlıklı ve asıl uygun olan beslenme şeklidir. Hayvansal ürünlerin diyabet, kalp hastalıkları ve kansere sebep olduğunu vurgulayan Campbell, fareler üzerinde yaptığı birçok deneylerle, özellikle süt ürünleri içerisinde bulunan kazein adlı proteinin tümör oluşumunda ve tümörün büyümesinde başlıca etken olduğunu belirtmektedir.

Hiçbir canlının anne sütünden başka süt içmediğini dile getiren Campbell, her canlı ancak kendi annesinin sütü içeresindeki kazein oranını kaldırabilirken, diğer canlıların sütleri içerisindeki oranlar toksik olmaktadır. Ek olarak hayvansal gıdaların içerisinde bulunan IGF1 adlı proteinin büyüme hormonunu tetikleyip hücre bölünmesini hızlandırdığını ve bu şekilde de kötü huylu, yani kanserojen hücre oluşumuna sebebiyet verdiğini belirtmiştir. Yine hayvansal gıdaların içeresindeki doymuş yağ oranlarının kalp ve damar hastalıklarına sebebiyet verdiğini vurgulayan Campbel, bilinenin aksine, insan vücudunun sadece yüzde 10 proteine ihtiyaç duyduğunu ve bunun da çok rahat bir şekilde bitki bazlı ürünlerden alınabileceğini savunuyor. Robert Cheeke gibi vegan sporcuları örnek göstererek her birinin yalnızca yüzde 10 protein ve hiçbir hayvansal gıda tüketmeyerek çok iyi vücut geliştirdiklerini vurgulamaktadır.

Dr. Neal Barnard diyabet üzerinde araştırmaları olan yine çok değerli bir vegan doktordur. İlk insanların hem etçil hem de otçul (herbivor) olmayıp, sadece otçul (omnivor) olduklarını savunmaktadır. İnsanların taş devri döneminde, ancak kesici alet üretmeye başladıktan sonra hayvanlarla beslendiklerini vurgulayan Barnard, etçil olan canlıların diş yapılarının hayvanları kopartabilmelerine yaradığını ve insanların ancak aletler yardımıyla hayvanları parçalayabildiklerini belirtmektedir.

Barnard, Campbell ve diğer tüm vegan doktorlar yalnızca vegan değil, düşük yağlı bir vegan beslenmeyi (LFVD) savunuyorlar. Herkes gibi yağların hormonlarımız için çok önemli olduğunu belirten vegan doktora göre, meyve, sebze, tahıllar ve baklagillerin içerisinde bulunan az miktarda yağların insanlar için yeterli olduğunu savunmaktadırlar.

Hayvansal yağların doymuş yağ olduğu için kalp ve damar hastalıklarına sebep olduklarını belirten vegan doktorlar, somon balığı örneğini vererek, omega-3 yağının çok az oranında olduğunu ve balığın geri kalanının doymuş yağ barındırdığını belirtmektedirler. Önemli olanın omega-3 tüketimini artırmak olmadığını, omega-3 omega-6 yağ asit oranın dengede olması gerektiğini savunmaktadırlar ve bunun da bitkilerde sağlıklı oranlarda mevcut olduğunu belirtmektedirler. Hayvansal yağlar dışında meyve ve tohumlardan elde edilen yağların da (ayçiçeği, susam, zeytin vb.) liften yoksun, konsantre şekilde tüketildiği için çok zararlı olduğunu vurguluyorlar.

Diyabet ve insülin direncine gelince, vegan doktorlar genel bildiklerimizin tersine karbonhidratların değil, yağların şeker problemi yarattığını söylüyorlar. Karbonhidratlar glikoza, yani şekere dönüşerek kandan, insülin hormonu vasıtasıyla enerji vermek adına hücrelere girerler. İnsülin direncinde ise hücreye girişi sağlanamayan karbonhidratlar kanda kalır. Doktorlar karbonhidratı keserek kandaki şekeri düşürür fakat vegan doktorlara göre bu asıl problemi, şekerin hücreye giremeyişini, çözmez. Veganlara göre yağlar hücre girişlerini tıkadıkları için insülin şekeri hücrelere sokamaz ve bunu da çözmek için düşük yağlı yüksek karbonhidratlı (DYYK) vegan diyetin uygulanması gerektiğini savunmaktadırlar.

Peki DYYK vegan diyette neler yiyebiliyoruz?

* Tam tahıllar ve baklagiller
* Tüm meyveler ve sebzeler
* Az miktarda kuru meyve, kuru yemiş ve tohumlar (özellikle kilo vermek istiyorsak)

Nelerden uzak duruyoruz?

* Paketli vegan gıdalardan
* Tüm hayvansal ürünlerden (bal dahil olmak üzere)
* Sıvı yağlardan (zeytinyağı dahil olmak üzere)

Veganlık hakikaten en sağlıklı beslenme şekli mi?

Artık Amerika’da birçok vegan ya da vegan olmayan doktorlara göre süt ürünleri tamamen sağlıksız. İnsanların çoğunda laktoz toleransı bulunduğunu savunan doktorlar, yaş ilerledikçe de laktoz duyarlılığının artığını belirtmektedirler ve bebeğin anne sütünden kesildikten sonra başka süt ürünü tüketmemesi gerektiğini savunmaktadırlar. Düşük yağ yüksek karbonhidrat argümanına gelince, şeker dengesi için aslında bunun çok yanlış olduğunu savunmaktadır birçok vegan olmayan doktor.

Dr. Mark Hyman, Kan Şekeri Çözümü (The Blood Sugar Solution) adlı kitabında yağ yemenin yağlandırmadığını ve yüksek yağlı düşük karbonhidratlı diyetlerin optimal olduğunu savunmaktadır. Ek olarak holistik tıbbın öncüsü olan Dr. Andrew Weil, doymuş yağların da kalp sağlığına zararı olmadığını, endüstriyel ürünlerde kısmi hidrojenleşme ile üretilen trans yağlardan uzak durulması gerektiğini belirtmektedir. Örnek olarak doğal tereyağı içerisinde bulunan bütrat adındaki yağ asidi bağırsak sağlığı için son derece önemlidir.

Protein yapı taşı olan, kas ve organlarımız için gerekli amino asitlerin de bitkilerden alımının çok zor olduğunu belirten Mark Hyman, bitkilerin, özellikle kas yapımı için gerekli olan leucine adındaki amino asidi çok az barındırdıklarını dile getirmiştir. Yine, veganların et tüketmeyerek B12 vitamin eksikliği yaşayacağını belirtmektedir. Veganlara göre ise, B12 vitaminin besinlerde bulunmadığını ve yalnızca topraktaki bakterilerde bulduğunu, maalesef günümüzdeki toprağın bu yararlı bakteriden yoksun olduğu için aslında vegan değil herkesin takviye alması gerektiğini savunmaktadırlar.

VEGAN OLMAK YA DA OLMAMAK

Beslenme, kişiye özeldir. Her bireyin metabolizması besinleri farklı olarak algılar ve birine iyi gelen gıda diğer bir bireyi hasta edebilir. Sağlıklı olmak için vegan beslenmek zorunda değiliz çünkü görüldüğü gibi her iki kulvardaki doktorlar da kendi hastalarını kendi inandıkları beslenme şekilleriyle tedavi edebilmişlerdir. Veganlık kilo vermek için bir kaide değildir. Kilo verme, enerji dengesi ve hormonal aktivite içeren çok kompleks bir sistemdir. Günümüzde vegan beslenme maalesef çok yanlış şekilde lanse ediliyor ve bilinçsizce uygulanıp insanlara sunuluyor. Bunu sadece vegan beslenmede değil, paleo, ketojenik, glutensiz gibi beslenme şekillerinde de görmekteyiz.

Trend olan terimlere takılmadan, doğanın bize verdiği gıdaları tüketerek, endüstrileşme ile üretilen gıdalardan uzak durarak optimal sağlığa rahatlıkla ulaşabiliriz.

Sağlıklı olabilmek için paleo ekmeği, bullet proof coffee (ketojenik kahve), alternatif sütler, glutensiz makarna tüketmenize gerek yok. Anneanneleriniz gibi sebzenizi, meyvenizi, etinizi, sütünüzü, yağınızı en doğal haliyle, makul oranlarda tüketerek gayet sağlıklı olabilirsiniz.

YORUM YAZ

www.gazetee.com