Amasya bu tehlikenin farkında bile değil!

Riskli bölge olarak belirlenen Amasya’da şu anda şiddetli bir deprem olsa kaç bina ayakta kalır?

 

Birinci derece deprem kuşağı üzerinde yer alan Amasya’nın her an büyük bir deprem ile karşı karşıya kalabileceğini biliyoruz… Peki, bu konuya Amasya olarak ne kadar hazırız?

Amasya’nın tamamına yakınının birinci derece, kalanının ise ikinci derece deprem kuşağı üstünde olduğunu biliyor muydunuz? Amasya’daki yapıların büyük bir kısmının olası bir depremde yerle bir olabileceği düşüncesi çok korkutucu değil mi? Bakalım bu araştırma yazısı ne gösteriyor?

Konuya başlamadan önce bilmeyenler için birinci derece deprem kuşağı nedir bunu bir öğrenelim isterseniz;

  1. Dereceden Deprem Kuşağı :Tektonik çukurluklar ve aktif kırık hatları yakınındaki alanlardır. Burada meydana gelen depremler büyük ölçüde can ve mal kaybına neden olur. Kaynak: wikipedia

Açıklamadan da anlaşılacağı üzere ilimiz gerçek bir deprem riski altında bulunmaktadır. Peki yapılarımız bu doğal afeti karşılayacak kadar donanımlı mı? Bunu yazıyı okurken hem öğrenecek hem de test edeceksiniz.

Öncelikle bir yapının yıkılmama garantisi verilebilir mi? Hayır. Böyle genel bir garanti vermek mümkün değildir. Binanın betonarme olarak yıkılmayacağı hesaplansa bile zemin hareketleri ve karakteri sizin çok sağlam olarak inşa ettiğiniz binanın dönmesine veya yan yatmasına sebep olabilir. Bu yüzden binanın üst yapısı kadar alt yapısının da çok önemli olduğu vurgulanmaktadır.

Burada size bir yapı için belki de en önemli şey olan beton teknikleri hakkında bilgi vereceğim. 1988 yılından önce el ile hazırlanan beton, yaklaşık 30 yıldır hazır beton firmaları ile dökülmeye başlanmıştır. Türkiye bu konuda üretim hacimleri bakımından Avrupa birincisidir. Bu firmaların çoğu Türkiye Hazır Beton Birliği’ne (THBB) üye olmakla beraber bir kısmı değildir. NE YAZIKKİ SADECE ÜYE OLAN FİRMALAR BU KURUMCA DENETLENEBİLİYOR.

HAZIR BETON TÜRLERİ

C20:Bu betonlar yalnızca tek katlı yapılarda kullanılmakta olup, kullanımı ise yavaş yavaş azalma göstermektedir. Dayanıklılığı konusunda birçok olumsuz görüşlerin bulunduğu C20 Beton’un bir santimetrekaresi ortalama olarak 200 kilogramlık bir ağırlığa dayanmaktadır.

C25: C20 Beton yerine genellikle kullanılan beton çeşididir. Bir santimetrekaresi ortalama 250 kilogramlık ağırlığa dayanır.

C30 : Avrupa’da artık bir standart olarak kabul edilen C30 Betonları çok sağlamdır ve yapılarda kullanımı gittikçe artıyor. Özellikle deprem bölgelerindeki alanlarda kullanımı mutlaka önerilmektedir. Bu kapsamda Türkiye için de en önemli beton türü olması gerekirken, henüz yasal mevzuatta yer almıyor. Bir santimetrekaresi ortalama 300 kilogram yüke dayanıyor.

C35 : Halihazırda dünyanın en güçlü beton çeşidi C35’tir. C35 betonlar felaket derecesindeki büyük depremlere de dayanıklıdır ve bu kapsamda özel yapılarda kullanılmaktadır. Bir santimetrekaresi ortalama 325 kilogramlık yüke dayanabiliyor.

Bu türlerin dışında da birçok farklı beton türü bulunuyor, ancak bunlar en çok kullanılan beton türleri arasındadır.

Beton dediğimiz malzeme C 20 den başlayıp C 60 kalitesine kadar çıkan bir segmente sahip.

Ülkemizde üretilen yapıların tamamına yakını betonarme taşıyıcı sisteme sahiptir. Bilindiği gibi betonarme sisteminin iki ana malzemesi beton ve donatıdır. Bu nedenle betonarme sisteminin niteliğini büyük ölçüde bu iki malzemenin kalitesi belirler.

 

1967 Mudurnu, 1971 Bingöl, 1974 İzmir, 1986 Doğanşehir depremlerinde yıkılan betonarme binalarda maalesef sorumluluk düşük beton basınç dayanımıdır. 17 Ağustos ve 12 Kasım depremleri sonrasında yapılan çalışmalarda ise ortaya çıkan değerler TS 500’e ve Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmeliğe aykırıdır. Araştırılan yerler 1. derece deprem bölgesi içerisindedir. Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki yönetmelik bu bölgede beton dayanımının minimum C 20 düzeyinde olmasını zorunlu kılmaktadır.(Amasya da bu dilimin içinde)  Elde edilen değerlere bakıldığında ise bırakın C 20’yi, neredeyse hepsi en düşük beton sınıfı için gereken dayanım değerinden daha küçüktür. Van depreminde de tablo benzer tabi…

“Gölcük depreminden sonra yapılan İstanbul taramalarında binaların beton sınıflarının C8-C9 olduğu ortaya çıkmıştır. 2004’te Konya’da Zümrüt Apartmanı yıkıldı, 93 vatandaşımız öldü. Bu apartmanın beton sınıfının kalitesi C10’du.

Kaliteli beton yapmadığımız sürece bu yıkımlarla karşılaşabiliriz. Türkiye’de 19 milyon bina bulunuyor. 1988 yılından önce inşa edilen konutların 8 milyonunun yıkılıp yeniden yapılması gerekiyor. Kentsel dönüşüm denilen olayın, yılda 30 milyar dolar harcanarak 10 senelik hedefle gerçekleştirilmesi lazım. Çünkü 24 milyon vatandaşımızın hayatı deprem riskindedir. Burada kafaya şöyle bir soru takılıyor; Bu yapıların ne kadarı Amasya’da? En önemli şey, deprem olmadan canları kurtarabilmek, geçmişten ders çıkarabilmek…

Yönetmeliklerde 1. 2. ve 3. derece deprem bölgeleri için en az C 20 sınıfı (B.250) beton tarifi yapılmaktadır. 1997 yılındaki depremlerden sonra Türkiye Hazır Beton Birliği yaptığı değerlendirme toplantılarında yönetmelikte belirtilen beton sınıfının dayanım açısından olası depremler için yetersiz kalacağı gerekçesiyle deprem bölgelerinde yapılacak yapılarda C 30 beton sınıfının kullanılması gerektiğini belirtmiştir. Beton dürabilitesi (Betonun zaman içinde dış etkilere karşı gösterdiği dayanıklılık) açısından da bu sınıfın yapılar için asgari kabul edilmesi gerektiği teknik gerekçelerle açıklanmıştır.

Tabi beton sınıfının tabanının C 20 beton sınıfına çıkarılması örneğin Amasya için yeterli değildir. Bazı üniversitelerin akademisyenleri tarafından 2001 yılında 17 Ağustos Depremi’nin yıldönümü nedeniyle yayınladıkları “Betonda Kalite Deklarasyonu’na göre; Dayanım ve uzun ömür açısından yapılarda kullanılması gerekli en düşük beton dayanım sınıfı C 30’dur. Donatı korozyonu açısından kullanılması gereken beton sınıfı en az C 30 olmalıdır. Beton sınıfı yükseldikçe durabilite özellikleri artmakta ve daha geçirimsiz bir beton yapısı elde edilmektedir. Ülkemizde yapılan önem katsayısı yüksek olan binalarda örneğin otel, alışveriş merkezi, hastane gibi projelerde C 40, 45 ve hatta bazı çok yüksek katlı inşaatlarda C60, C80 gibi beton sınıfları kullanılmalıdır. Avrupa’da beton kalitesinin C35’ten başladığını düşünürsek kalitesi C30’un altında olan betonların kullanılmaması gerekir.

Bir yapı olabilecek her şiddette depreme dayanabilir. Öncelikle dayanmak ne demektir? Yapı hiç hasar almasın mı? Çatlaklar oluşmasın mı? Yoksa kolonlar ayakta mı kalsın? VE KİMSE ÖLMESİN Mİ? Son yıllarda ülkemizde meydana gelen depremler maddi ve manevi olarak çok ağır bir külfeti de beraberinde getirmiştir. Yaşanan depremlerin ortaya çıkarttığı çok çarpıcı bir tespit daha vardır ki o da 1. derece deprem kuşağı içerisinde yer alan bu şehir (Amasya) depreme karşı hazırlıklı değildir. Ben kurumlar görevini yapmıyor demiyorum. Bunu bilemiyorum. Bilseydim bununla yakından ilgilenirdim. Ben diyorum ki vatandaşlarımız bilinçsiz. Müteahhitlerimiz bilgisiz. Amasya da 100 Bin Lirayı bir araya getiren herkes müteahhit oluyor. ( İşini gerçekten bilerek yapanları tenzih ediyorum) Bir proje çizdiriyor ve projedeki evi satışa sunuyor. İnsanlar geliyor evin yerine bakıyor, balkonuna, m2’sine,cam balkonuna, mutfağına, kaçıncı katta olduğuna, güneş alıp almadığına vb.. Eğer hepsi iyiyse çok fahiş miktarlara konutu satın alıyor. Kaç tanemiz bu evin teknik kısmıyla ilgileniyorum. Mesela hangi beton kullanılmış? Mesela m2’ye ne kadar demir atılmış? Mesela zemin etüdü raporu ? Bu nedenle, mühendislik eğitiminden başlayıp taşeron fırsatçılığına kadar uzanan sürecin kararnameler ile düzeltilemeyeceği kanaatinde olup, etiğini yitirmiş bir teknik eğitim olayı ile başlayan ve depreme kadar devam eden, kontrol sözcüğünün sadece uyarı levhalarında kaldığı, herkesin “hayaldi, ama ben yaptım oldu” mantığı ile iş yaptığı, kimsenin gerçekte sorumlu olmadığı bu yapı sürecinin ciddi olarak tüm boyutları ile tartışılması, sorumlulukların paylaşılması ve hiç olmazsa Amasya’nın yarınları için bir şeyler yapılmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Yıllardan beri süre gelen depremlerde yıkılan yapılarda; kavramsal belirsizlik, özensizlik, yapım bilgisizliği, yapı kalitesizliği gibi temel anlayışların etkisi en önemli nedenlerdir. Aynı şiddetteki depremleri daha az kayıp ve hasarla atlatan ülkelerin varlığı da bilinen bir gerçektir. Japonya bunun en güçlü örneğidir.

Ben diyorum ki bu yazıyı buraya kadar okumuş herkes artık gözünü açsın ve kendi yapısından başlayarak çevresindeki yapıları sorgulasın. Mühendisini, müteahhidini, Yapı denetim firmasını, Belediyesini, Beton firmasını sorgulasın…

Ben diyorum ki zaten uzun zamandır Amasya’da deprem olmuyor rahatlığı içinde iş yapan inşaat firmalarını bir sorguya çekelim. Bakalım altından neler çıkacak?

Bu kadar teknik bilgiyi bu yüzden araştırdım ve yazdım sizlere…

Saygılarımla…

Ferhat TUTAK

1 yorum

  1. metin 15/12/2018

YORUM YAZ

www.gazetee.com